30 Ağustos 2009 Pazar

kapida kaldim

Enstitude basima gelen talihsiz olaylara bugun bir yenisi eklendi; anlatmadan edemeyecegim.

Yine bir hafta sonu, gunlerden Pazar, ve ben internete erismek amaciyla ofisteki yerimi aldim. Midem kazindi, iki kat yukaridaki kafeteryaya gidip birseyler atistirayim dedim. Rahat battigi icin asansoru kullanmak yerine merdivenlerden cikmayi tercih ettim. Her katta merdiven (yangin merdiveninin betondan hali ve binanin icinde olani gibi dusunulebilir) bosluguna acilan cam kapilar var. Kapidan cikinca ortalik buz gibi.

Neyse efendim, ben kapidan ciktim, ust kata geldim. O da nesi? Kapi acilmiyor. Niye? Cunku hafta sonu, cunku butun kapilar hafta sonlari kilitli oluyor. Deliye her gun bayram misali bana her gun hafta sonu oldugu icin bu ince ayrintilari unutuyorum tabii. Bir alt kata indim; kilitli. En alt kata indim; sonuc ayni. Pencereden gordugum kadariyla disarlarda birileri var ama sesimi nasil duyuracagim? Kapilardan koridorlara baka baka tekrar en ust kata ciktim, umutsuzca kapiyi tiklatmaya koyuldum. Haftasonlari enstitude in cin top oynadigi icin bir yandan da acil durum plani yapiyorum: alarmi calistirmayi basarabilirsem acaba bu sefer birilerinin dikkatini ceker miyim (bkz. "NERI'de asayis berkemal (!)" baslikli yazim), geceyi merdivenlerde gecirmek zorunda kalirsam nasil isinirim, vs.

Neyse ki, o katta temizlik yapmakta olan biri yardimima kostu ve kapiyi acti. Normalde temizlik gunu Pazartesi’ymis ama bugun gelecegi tutmus. Sansli gunumdeyim! Bir de iki yagmur bulutu gecisi arasindaki yagissiz zaman araliginda eve ulasmayi basarabilirsem, gercekten sansli sayacagim kendimi… :)

27 Ağustos 2009 Perşembe

beyaz peynir

Danimarka’ya geldigimden beri ne ailemi, ne arkadaslarimi; hicbir seyi ozlememistim “beyaz peynir”i ozledigim kadar! Cesit cesit peynir var, ama beyaz peynir yok!... Saniyordum, dune kadar :)

Son birkac gundur beyaz peynir yemekten baska birsey dusunemez olmustum. Århus’a gittigimde torkis kebap satan bufelere Turk urunleri satan market sormayi planliyordum. Dun markete gittim ki, ne goreyim? Bkz. Sekil 1-a.

Parasi neyse veririz diyerek hemen sepete attim. Eve gelirken merakim doruktaydi: boyle tirt bir markanin beyaz peynirinin lezzeti ne kadar iyi olabilirdi ki? Eve girer girmez ilk isim o kutsal tenekeyi acip peynirin tadina bakmak oldu. Sonuc: mukemmel!

Bir sonraki asamada paraya kiyip beyaz ekmek almayi dusunuyorum. Ama buradakiler oyle firindan taze cikmis, kabugundaki cizik yerden citir citir kizarmis yurdum ekmeklerine benzemiyor, daha ziyade sandvic ekmegi gibi. Olsun, idare ederim artik. Son asama da herhalde bir adet karpuz edinmek olacak. Yine elbette bizdeki gibi 10 kiloluk kutur kutur karpuz yok gordugum kadariyla. Bunlar daha bir “duzgun” sekilli, fabrikasyon fizyolojiye sahipler. Voltran’i tamamladigim zaman, off yanina bir de raki olursa…

Gerci raki hakkimi gelisimin ikinci gununde, Kopenhag’da kullandim sanirim ama ziyarete geleceklerin aklinda olsun: Freeshop’a ugrayip bi buyuk (kucuk olmaz, buyuk) almadan gelirseniz, na buraya yaziyorum, kapidan iceri sokmam!

23 Ağustos 2009 Pazar

NERI'de asayis berkemal (!)

Koskoca Ulusal Cevre Arastirma Enstitusu1 bu, oyle elinizi kolunuzu sallayarak giremiyorsunuz. Silkeborg’a geldigim gun sekreter enstitunun anahtarini verdi ve alarmdan bahsetti. Bu ilk yazimin konusu iste bu super melodik (!) alarm. Ilk yazimda farkli seylerden bahsederek Danimarka izlenimlerime daha ilginc bir giris yapmayi dusunuyordum ama yazmak icin enstituye geldigim bugun yasadigim bu talihsiz olay, sicagi sicagina bu alarm mevzuuna girmeye tevsik etti beni.

Enstitunun birkac giris kapisi var ama hepsi ayni anahtarla aciliyor. Giris-cikislarda bir-iki kivrak bilek hareketiyle meshur alarm mekanizmasini devre disi birakmak gerekiyor. Buraya gelmeden once Lab204 ahalisinden cok dinledim alarm hikayelerini, haliyle bende bir korku olustu, acaba benim ilk alarm deneyimim ne zaman ve ne sekilde olacak diye.

Yaklasik bir haftadir guzel guzel girip cikiyordum enstituye, her defasinda “ohh bugun de alarm tanrilarini kizdirmadik” seklinde bir ic rahatlamasiyla; ta ki bugune kadar…

Hafif bulutlu olmasina ragmen mavi bir gokyuzu ve ilik bir yaz (bize gore serin tabi) havasi esliginde enstituye geldim. Bisikletimi parkedip arka giris tarafindaki tel kapiya yoneldim. Anahtar isini yapti, ilk engeli sag salim atlattim. Sonra binanin giris kapisi: duvardaki anahtar deligine yapilan ilk hamle ile alarmi devre disi birak, kapidaki anahtar deligine anahtari sokup iceri gir. Evet, artik icerdeyim. Hayir, alarm calismadi, hersey normal. Ofise gidip bilgisayari actim. Icerisi biraz havasiz mi ne? (Tabii ki degil, belami ariyorum, hepsi bu.) Pencerenin kolunu cevirmemle birlikte… ALARM! Bu nasil kulak tirmalayici, nasil omur torpusu bir sestir! Eti, Idil ve Nihan’in anlattiklari aklima geliyor. Alarm calisirsa bir numarayi arayip gorevlinin gelip durumu (ve seni bu korkunc sesten) kurtarmasini bekliyorsun. Kapiya gidip gordugum ilk numarayi aradim telefonla, yanit yok. Sonra penceredeki numara dikkatimi cekiyor, bu defa onu deniyorum ama garip bir sinyal geliyor telefondan. Ozetle, yapacak birsey yok. Koridora ciktigim zaman alarmin etkisi daha da artiyor adeta. Acaba Amerikan dizilerindeki gibi bir grup polis arabalariyla etrafimi saracak mi diye hazin sonumu merakla beklerken, bana bir omur gibi gelen 2-3 dakika sonunda alarm sustu ve hersey normale dondu. Bu arada, alarm susali yaklasik yarim saat oldu ve gelen giden kimse olmadi.

Ilk -umarim bu son olur- alarm deneyimimi simdilik sorunsuz atlattim. Orta vadede kulak sorunlari kacinilmaz zannimca. Peki madem alarm koydunuz, be guzel -kelimenin tam anlamiyla!- kardeslerim, neden alarm calinca kimse kosup gelmiyor? Nasilsa calinca hirsiz kacar diye mi dusunuyorsunuz, yoksa her turlu ticari mekanin kapali oldugu pazar gunleri guvenlik gorevlileri de mi tatil yapiyor Danimarka’da? Bu ciddi guvenlik aciginizi ifsa etmis oldum, bundan boyle tekinsiz insanlarla nasil basa cikarsiniz, bilemem!

(1) Merak edenler icin: http://www.dmu.dk/International/