3 Ocak 2016 Pazar

Longest Night Run or Ride - gundonumune iki kala


Ozetle?

Tarih: 19.12.2015 

Yer: Tasdelen Ormanlari, Cekmekoy, Istanbul 

Parkur-mesafe: Kosu 20K (22 km) 

Hava ve yol durumu: Hava acik ve serin, zemin camurlu ve zaman zaman civik/islak

Gogus no: 328 

Sure-siralama: 02:21:29 (kadinlar 3./31, genel siralama 26./109) 

Ayakkabi: Salomon Fellraiser 


ODTU’de her yil duzenlenen geleneksel Cumhuriyet Kosusu’nu ve 2014 yilinda katildigim Runtalya’yi saymazsam, ilk defa bu yil ciddi ciddi hazirlik yaparak uc kosu organizasyonuna katildim. Onceki ikisi icin cok heveslenmeme ragmen teknik yetersizlikler nedeniyle (usengecligin bendeki adi) ancak sonuncusundan baslayabiliyorum yazmaya :)

Ve fakat onceden uyarmak isterim ki bu (yalnizca) bir kosu yazisi degildir; duygusal unsurlar da icerir, ve bol bol da gereksiz ayrinti (zira zamanla kacinilmaz olarak zihnimden silinecek bu ayrintilari bir sekilde kendim icin unutulmaz kilmam gerekiyordu)…


Longest Night Run’a katilmaya nasil karar verdim?

Adim Adim iletisim listesine gelen bir duyuru ile kosudan haberdar oldum. Gecen sene kosuya katilan Omur, Serap ve Erkan’dan organizasyona ve parkura dair pek iyi seyler duymamis olmanin da katkisiyla, normal sartlar altinda “Bu paraya (75 TL) bu kosu yapilmaz!” derdim ama Istanbul Maratonu’nda Adim Adim kampanyamla topladigim bagis miktari 1500 TL’nin uzerinde oldugu icin kayit ucretinde yapilan %25 indirim fikrimi degistirdi. Kayit ucretinin yuksek oldugunu hala dusunmekteyim, o ayri. Ve fakat Istanbul’a gidip, daha once gunduz gozuyle hic kosmadigim bir yerde, civik bir zeminde, buz gibi bir havada, gecenin korunde kosmak gibi enteresan bir eylemi ancak ustune para vererek gerceklestirebilirdim!

KosAnkara’dan eslikci cikmayinca Istanbul’da devam ettigim yandas arayisim, suursuz arkadasim Seteney’in bana katilmasi ile sonuclandi (hos, Set bana yanit vermeden once kosuya katilmayi kafaya koymus ve kaydimi yaptirmistim bile).

Ayni hafta is icin sali gunu Istanbul’a gidip kendimce yaptigim super planlar tutmayinca haftayi orada kapatamayip carsamba gunu Ankara’ya geri donmustum. 18 Aralik cuma ogleden sonra, bu defa karayolu ile tekrar Istanbul yollarina dustum. BlaBlaCar ile yaptigim hizli ve guvenli (ofkeli degil!) yolculuk sonucunda Ankara’dan yola ciktiktan 3.5 saat sonra kendimi bir metrobus duraginda buldum. Istikamet: Set’in dogum gunu partisi! Ehm, evet, bu noktada o hafta sonu Istanbul’da olusumun asil nedenini aciklamak isterim: hasbelkader yilin ayni gunu dogmus olan iki dostumun (digeri de Seda) dogum gunlerini kartpostallarimla degil, in-situ opucuklerle kutlamak!

Simdi ben bilincli bir kosucuyum ya, hiiic parti kivamina gelmeden, guzel guzel iki bira icerek makul bir saatte geceyi kapattigimi dusunuyordum (fiyuuu!), ta ki Set’in yurume mesafesindeki evine gitmek uzere taksiye binmisken (ve diger herkes evlerine dogru yola cikmisken) Set’in ablasinin “Kadikoy’e mi gitsek?” demesiyle gozlerim dehset icinde acilana dek! Yarisi seyahatle gecen bir calisma haftasinin sonunda yeterince yorgundum ve Istanbul Maratonu’ndan bu yana yaptigim keyfekeder birkac kosu ile iddiali olmasam da ertesi gunku kosuyu ciddiye aliyordum. Alkol aldim, bari uykumu alaydim, diye dusunurken Sinemis’in cilgin fikri ile yikildim! Iyi kalpli Set “istersen seni eve birakalim” diye oneride bulundu ama Istanbul’da varolma amacimi hatirlayinca ancak cantami eve biraktik; sonra ver elini Boga!..

Gece dörtte biten gecenin ardindan sabah uyanmaya aliskin bunyemi zorlayarak ogleden sonra saat ikide, uykumu aldigima kendimi ikna etmeye calisarak uyandim ve dehidrasyonumu gidermek icin galonla su ictim. Gec kahvalti ardindan hazirlanip Cekmekoy’e dogru yola ciktik. Soforum Set ve Yandex Navi sayesinde kolayca yaris mekanina ulastik :) Tasdelen Mesire Yeri’ne girisimiz ve vakitlice gittigimiz icin arabayi park etmemiz kolay oldu. Kayit masasina gidip yaris kitimizi aldik ve vucut sicakligimizi korumak icin ortama fazla takilmadan arabaya geri donduk. Muz, kahve, cipimizi kollarimiza (!) takmak derken, hazir oldugumuzda disardan gelen canli muzik seslerine ve katilimcilarin renkli ve reflektorlu giysilerinin ve bisikletlerinin goruntusune dogru kaptirdik kendimizi. Hizli bir bilgilendirmeden sonra nerede kosacagimiza dair (internet sayfasindaki bilgilerden hallice) bilgi sahibi olmus ve cipleri neremize takacagimizi ogrenmistik, ve nedense icimde bu gece saglam Lays Firindan (hem de Akdeniz yesilliklisinden) yiyecegime dair bir his olusmustu. Uzerime ruzgarlik giymistim ama cantami birakma cadirina vermeden once kompresyon coraplarimi giyip yalnizca uzun kollu tek katmanla (efil efil) kosabilecegimi dusundum. Once bisikletlilerin baslangicini izledik, sonra gaza getirme amacli anonslari ve isinma hareketlerini takiben cizginin arkasinda yerimizi aldik. Soguk lan!


Gelelim kosuya...

Derken, saatler 22:00’i gosterirken, basla! Ay, yanlis alarm, haydi tekrar cizginin gerisine! Ve bu defa gercekten, 3-2-1 basla! Gece oldugu icin belki Set’le birlikte kosabiliriz diye dusunmustuk ama tempolarimiz uymazsa gece totom donmasin diye kendi tempomla kosacagim konusunda onceden anlasmistik onunla (bir de katilimci kadin sayisi az diye kursuye oynadigimi falan iddia ettim!). Beraber basladik ve once yan yana, sonra gorus mesafesinde devam ettik ama ilk 100-200 m’den sonra Set’in “Ben yurusem mi acaba?”sini duyunca uzun ve yalniz yolculugumun basladigini anladim :)

Parkur asfalt yol ile basliyor ve kisa sure sonra araziye merhaba! Daha once burada kosmadigim icin gece gece gorduklerime dayanarak tek soyleyebilecegim, ormanin icinde, inisli cikisli (bizim Yalincak’i andiran) guzel bir parkur olabilecegi :) Omur’ler gecen sene parkurun pek iyi isaretlenmedigini soylemis ve karanlikta yolu sasirmak muhtemel oldugu icin dikkatli kosmami tembihlemislerdi ama bu sene parkurun tamaminin cok iyi isaretlendigini soyleyebilirim. Parkur boyunca ayrimlar ve catallanmalar coktu ama yan yollarin bir kisminin girisi kapatilmisti, kapatilmayanlarda ise reflektorlu isaretleri takip ederek dogru yolda kalmak kolaydi. Tek basimayken ay isigi yeterince aydinlattigi, insanlara yakın kostugum zamanlarda da onumde ve arkamda kosanlarin kafa lambalari yeterli isigi sagladigi icin cogunlukla kafa lambami kapatarak kostum. Karanlikta geriden yaklasip yaninda belirdigim insanlari cok korkutmamisimdir umarim :)

bilgilendirmeden bir yansi: parkur ve profil

Zemin cogunlukla islak ve camurlu, bazen de cok civik ve kaygandi. Yolda ara ara irili ufakli golcukler vardi ama bunlar da ay isiginda parlayarak kendilerini belli ediyordu. Bazı sert inislerde ve icine girmenin kacinilmaz oldugu su birikintilerini en az ayakkabi islakligiyla gecebilmem icin kafa lambam yardimci oldu elbette. Yolda ara ara park halinde, organizasyona ait 2-3 arac gordum. Cips olacagi soylenen ilk istasyonu (CP1 - 4.3 km) hatirlamiyorum bile; ikinci istasyonda (CP4 - 7.8 km) teorik olarak corba, ekmek ve su bulunmaliydi ama sudan baska birsey bulamayinca oyalanmadan devam ettim.

Buradan sonra, kosu oncesi bilgilendirmede dikkatli olmamiz konusunda uyardiklari dik inis basliyordu. Bir carsak inisi kadar rahat olmasa da, piti piti indim ve bu arada yanilmiyorsam 3. CP’de gecilecegim (ve sonradan kadinlar 2.’si oldugunu ogrenecegim) kosucuyu gectim. Ucuncu istasyona kadar, sag tarafimdan gelen akarsu sesleri ve daha da serinleyen hava esliginde, genellikle yalniz kostum. Ucuncu ve son istasyonda (CP5 - 15.6 km) su, cips ve muz bekliyordu bizi. Ama o da nesi, bekledigimin aksine cips Firindan degil, duz Ruffles cikti! Sanki kossam kosardim ama sanirsam yedigim sogugun etkisiyle yavaslayip yavaslamayacagimdan emin olamadim ve burada bir jel attim. Yogun tadini gidermek icin buyuk hayal kirikligima ragmen cips legenine yaklastim ve ben atistirirken gelen usume hissi (istasyonlarda oyalanma huyumdan  acilen kurtulmam lazim) ve ne zaman once gectigim kadin kosucunun (Aylin Savaci Armador oldugunu odul toreninde ogrenecektim) istasyondan uzaklasarak gorus alanimdan cikmakta oldugunu fark etmemle birlikte ben de kosuya kaldigim yerden devam etmeye karar verdim :) Bu arada istasyona gelen bir kosucu arkadasina buraya kadar kuzeye bakan sirtlarda kostugumuzu, burdan sonrasinda ise inise gectigimizi ve baki guney yonunde oldugu icin daha ilik olacagini soyledi ama ben bitise kadar hic de oyle bir hissiyata kapilmadim; resmen efil efil kostuk!

bilgilendirmeden bir baska yansi: istasyonlar

Bu arada uzaklarda sehr-i Istanbul’un isiklari tekrar gorus alanima girdi ve karanligin guzelligini bozdu, 20’den geriye (yani ileriye) saymaya basladim ve nihayet parkurun baslangic kismina baglanarak araziden asfalt yola ciktim, kopruyu gectim ve medeniyete (!) donus! Bitise yaklasirken, son donemecten once yerdeki zaman olcerden (hali degil, musambaydi) gecerken ayagim kayar gibi oldu ama devam ettim, birkac metre sonra elinde yanar doner ivir zivirlarla “Heyoo! Bravooo!” diye destekleyen organizasyondan insanlari gorunce heyecanlandim (bir istasyonlarda oyalanmamayi ogrenemedim, bir de baslangic ve bitiste heyecanimi kontrol etmeyi!) ve sonuc: Kosu boyunca tek bir yerde duseyazmistim ve sendelemelerimle kurtararak arazide ustum basim camur icinde kosmaktan kurtulmustum ama iste, bitise 100 m kala dort eklemimle yeri opmustum! “Iyi misin?” diye yanima yanasirlarken terminator gibi ayaga kalktim, “iyiyim” dedim ve son viraji alirken asfaltta dusmeme gulerek toz icinde bitise kadar kostum :)

kosumun rakamsal ozeti niteliginde


Kosu sonrasi...

Sirt agrima yenik dusmemek ve Set’in ne zaman gelecegini kestiremedigim icin kosu oncesinde biraktigim cantami cadirdan kaptigim gibi tuvalete kostum, islak giysilerimi donuma kadar degistirdim, diz alti yun coraplarimi cektim ve kabaca hasar kontrolu yaptiktan sonra biraz insan icine karisayim dedim. Bir bardak sicak corba aldim, bu arada kayit ve kontrol masalarindan Set’in akibetini ogrenmeye calistim (anlik derecelerin sisteme girilmesinde bazi sikintilar olabiliyordu ama sagolsunlar, organizasyondaki arkadaslar cok yardimci oldular). Kayitta denk geldigimiz Turgay’la karsilastim ve Set’i karsilamak icin son zaman olcerin oraya gittim. Karanlikta kimin yaklastigini secemedigim icin ayirt etmeksizin herkesi desteklemeye calistim :) Kosuyu veya pedallamayi bitirip arabasiyla eve donmeye calisanlarla halihazırda kosanlarin son kisimda ayni yolu kullanmasi biraz sikintili olabiliyor; bu son etapta soforlerin otoparktan cikmasi veya beklemesi konusunda gorevlilerin uyarilarda bulunmasi faydali olabilir.

Baktim Set gelmiyor, bir ara saglik ekibini sormak icin etkinlik alanina geri dondum ve ambulansa yonlendirildim. Saglikci abla sagolsun, beni ambulansa alip “Ama yaranın ustune direkt surmesek?” diyemeden iki dirsegime ve bir dizime basti baticon’u! Ben acilarimi dindirmek icin uflerken (oysa ne ustumde, ne de taytimda yirtik veya delik yoktu ama ozellikle sol dirsegim olmak uzere icerden fena hirpalanmisim meger) uc eklemimi de bir guzel sardi. Sonra bir corba daha alip kaza mahalline geri donerek Set’i beklemeye basladim. Derken Set de ufukta gorundu :) Bitis cizgisine kadar “Sen ne suursuz seysin oyle! Seni cilgin! Gece gece ormanda isin ne!” tezahuratlarimla (bu defa dusmeden) O’na eslik ettim. Bitiste cantasini ve corbasini verdim, beraber kostugu yeni arkadaslariyla tanistim ve uzerini degistirmesi icin O’na tuvalete kadar eslik ettim (meger soyunma kabinleri varmis -birisi Set’i tuvalette gorunce soylemis- ama ben hic gormedim).

Ben etkinlik alanina donerken 20K odul toreninin baslayacagini anons ettiler, ben de Turgay’i gorunce laflamak icin yanina gittim. Bu arada kadinlar ucuncusunun suresi anons edilirken (“2 saat 21 daki…”), ben de saatime gore yaklasik o surede bitirdigim icin Turgay’a donup “Aaa bu ben olmayim?” diye espriler sakalar yaparken ismimi duydum :) Apar topar sirtimdaki cantalari atip kursuye kosarken bir yandan da Set duysa da giyinip yetisse, iki alkislasa diye umutsuzca tuvalet tarafina dogru yan gozle bakiyordum. Bu arada ikincilik kupasinin sahibi gelmedi (ben de olsam coktan evime giderdim), birinci Elena Polyakova yanar donerli taciyla kursuye cikti, kupalarla objektiflere pozlar verildi; beklenen Set ise ben kursuden indikten cok sonra ortaya cikti :) Bu arada ben “Dereceye girdigimden haberim olsaydi bari dizime kadar cektigim coraplarimi indirirdim” diye dusunuyordum ama sonradan fotograflarda gordum ki Elena’nin geyikli diz alti coraplari da goz doldurmus, moda boyleymis meger!

odul toreni (foto: uzunetap)

Muhtemelen 20K kosucularinin tamami bitirdiginde corba ve meyve standi kapanmis bulunuyordu; 45K’cilar ne yapti, bilmiyorum. Ayrıca misafirperverlik icabi soguk havada Uzunetap’in bir sicak cayini icebilseydik guzel olurdu (vardiysa da fark etmedim, benim gorduklerim stand acmis saticilardi). Bir de belirtmeden edemeyecegim; 11 Aralik’ta katilimcilara gonderilen e-postada Cekmekoy’e gidis icin servis kaldirilacagi ama donuste transfer hizmeti verilmeyecegi belirtilmisti. Servisle gidecek katilimcilarin nasil geri donecegini dusunduler, bilemiyorum ama neyse ki 16 Aralik tarihli e-postalariyla kendilerine ulasan talepler (henuz nasil gidecegimiz belirsizken talep sahiplerinden biri de bendim) ve ihtiyaci degerlendirerek donus icin iki ayri saatte servis konuldugunu haber verdiler. Gece saat birdeki servise yetisemeyenlerin (ki 20K kosanlardan uc saatte bitiremeyen olmasi cok normal) soguk havada saat ucteki servisi beklemeleri zor olacagi icin gelecek yil servis sikliginin arttirilmasinin faydali olacagini dusunuyorum, nacizane. Bir de su kosu bilgilerini uc saniyede bir degisen yansilarla soguk havada yaptiklari bilgilendirmeye birakmayip, onceden internet sitesine yukleseler pek sahane olurdu. (Sitedeki haritada CP bilgileri ve parkur profili olmadigi icin ekledigim dusuk kaliteli fotograflarla idare ediverin.)

aa gormemislere bak, kursude halay cekiyorlar!

Set’i kosuda yalniz birakmayan, “iyilik pesinde kos”an iyi kalpli insanlarla vedalastiktan sonra Turgay’i Kadikoy’den Anakara’ya ugurladik. Nihayet eve gelip icimizi isittik ve ertesi gunku gec kahvaltimiza kadar ben yine yetersiz ve sinir bozucu yaralarim nedeniyle rahatsiz bir uykuya daldim… Pazar gunu Seda ile ertesi hafta tekrar gorusmek uzere kisacik bir gorusmenin hemen ardindan BlaBlaCar ile kosusturmacali baslayan bir Ankara yolculuguna cikmak uzere simdilik elveda Istanbul!..

Totosunda kurt olan birtakim arkadaslarin iki sene once “21 Aralik, yilin en uzun gecesi, lan napsak, napsak da canimiz sikilmadan bu geceyi atlatsak?” diye dusunerek icat ettigini tahmin ettigim Longest Night Run’in uzerinden 15 gun gecti. Dramatize etmek istemiyorum ama dizlerimdeki sislikler ve morluklar azalmasina ragmen sol dirsegimdeki izohips (yahut izoterm) kilikli yara (“abrasion” denen nahos sey!) iyilesmeye direniyor. Bu sene de kis gundonumunu boyle gecirdik; simdi geceler kisalmaya, gunler uzamaya baslarken elbet benim yaralarim da kuculecek ve birgun… Uff, oysa basit bir kosu yazisi yazmakti niyetim! Neyse ya, baharin eli kulaginda! :)

[An itibariyla disarida hava sicakligi -12°C]


dogum gunu kutlamalari ertesi hafta devam edecekti...