bakalim konuyu dagitmadan (cunku konu dagilmaya cok musait) (aslinda belli bir konu da yok ya neyse) toparlayabilecek miyim...
cagrideniz ve dilek'le rize otogari'na dogru giderken "9'daki otobuse yetisir miyim acaba?" dedim (saat 20:55) ve cagrideniz'den gercekci bir yanit aldim. sonra "olsun, yarim saatte bir otobus varmis ya, bucuktakine binerim o zaman" dedim ve cagrideniz'in degerlendirmesi yine, daha gercekci bir sekilde, tokat gibi carpti yuzume: burasi karadeniz. iyi ya iste, ¡hola hispanoamerica!
otogara vardigimizda ozel bir firmanin otobusu (ifsa etmek istiyorum: metro turizm) kalkmak uzereydi. inat ettim, binmedim. yarim saat beklemek pahasina.
su an sahil seyahat'in otobusuyle (ama aslinda oz bafra bisey bisey yaziyor ustunde) of'tan trabzon'a dogru yol aliyoruz. kucuk, urkek, dolmus kilikli teker adimlariyla. saganak altinda. onumdeki ekranda dublajsiz ve altyazisiz david attenborough anlatiyor; ulan batur'da "wild camel chase".
otobusun sag kanadinda oturuyorum. sahlaniyor kara deniz, kah bana dogru, kah kendi icinde (bunu da ucaktan gormustum, kaliiiin gri bulut tabakasini yarip inise gecerken).
derken planet earth'un yeni bolumu basladi ve bakin beni kiminle tanistirdi: biggest of all fish, whale shark. okyanusta, tek basina, ozgur...
yazihanedeki kuscagiz dustu yine aklima. belli ki nesiller oncesinden kalma, ahsap kafes gercekten harikulade...
small pilot fish swim with it...
o kafesin icinde olmasi yetmezmis gibi, bir de etrafinda o cibinlik/kilif/perde(?) eslikcisi yok etrafinda; etrafi yok ki? gordugu tek sey, gozlerini yukari cevirmeyi basarirsa, yazihanenin beyaz sivali tavani...
david amca,
hep doganin kendi halinde akisini anlatacagina, ah biraz da su kuscagizin derdini anlatsan; ben sormaya korktum, benimle beraber hayatin anlamini sorgulamaya baslar diye rize simidimden vermeye de cekindim.
elden ayaktan dusersek birgun (dusmeden gocup gitsek en iyisi ya), yasadigimiz gunlere sayalim. (konu dagildi, farkindayim. o halde son verelim.)
its flesh has nourished life for miles around but now the feast is almost over... a few weeks more and nothing will be left but bare bones...
yayina girmeden evvel eklenen not: karadenizliler soyle boyle diyenlere karsi, aha iste bir kez daha ben hakli ciktim. yarim saat kadar bekledigim dolmus gelmeyince el edip, yol sorup, yakin bi yerde beni indirmesine razi oldugum, derken beni kapiya kadar birakan (muhtemelen cunku "gecenin bi yarisinda kiz basima yabanci yerde"yim ama olsun) dolmuscu abi, adamin dibisin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder